‘EKONOMİ’ Kategorisi için Arşiv

Norveçli dışavurumcu ressam Edvard Munch’un “Çığlık” adlı tablosu New York’ta 119,9 milyon dolara satıldı.
1895’te tamamlanan pastel tablo, bir müzayedede satılan en pahalı sanat eseri oldu.
Sotheby’s müzayede evinde 50 milyon dolardan başlayan açık artırma 12 dakika sürdü.
Çığlık’ın dört versiyonu bulunuyor. Bu, hâlâ özel şahısların elinde bulunan tek Çığlık tablosuydu.
Eserin satışından elde edilen para Edvard Munch adına açılacak bir müze, otel ve sanat merkezi için kullanılacak.
Eser için yedi kişi yarışıyordu. Ancak mücadele son dakikalarda açık artırmaya telefonla katılan iki kişi arasında geçti.
Satış fiyatına müzayede evinin komisyonu da dahil.
Daha önce müzayedede satılan en pahalı eser rekoru Picasso’nun “Çıplak, Yeşil Yapraklar ve Büst” tablosuna aitti. Eser 2010’da 106,5 milyon dolara satılmıştı.
Çığlık’ın diğer üç versiyonu Norveç’teki müzelerin elinde.
Ancak Sotheby’s bunun Çığlık’ın en renkli versiyonu olduğunu söylüyor. Ayrıca bu tablonun çerçevesinde, Munch’un eser için nereden ilham aldığını anlattığı bir şiiri de bulunuyor.
Sanatçının deniz kenarında yürürken anksiyete nöbeti geçirdikten sonra bu tabloyu yaptığı belirtiliyor.
Çığlık, Mona Lisa’dan sonra dünyada en çok bilinen tablo olarak kabul ediliyor. Çığlık’ın bir versiyonu 1994, başka bir versiyonu da 2004’te çalınmış sonrasında iki tablo da bulunmuştu.

Çin şirketi Lenovo, Hewlett-Packard’ı geçerek dünyanın en büyük kişisel bilgisayar üreticisi oldu.
Araştırma şirketi Gartner’in yayımladığı verilere göre, Lenovo bu yılın Temmuz-Eylül dönemini kapsayan üçüncü çeyreğinde 13,8 milyon adet bilgisayar sattı. 
Amerikan şirketi HP’nin satışları ise 13,55 milyon adet olarak gerçekleşti.

HP’nin Lenovo’nun ‘agresif fiyat indirimlerinin’ pazar payını artırmasında etkili olduğu belirtiliyor.

Bununla birlikte bir başka araştıma şirketi IDC’ye göre HP aynı dönemde liderliğini korudu. Bu kuruluşun verileri iki şirket arasındaki farkın azaldığına işaret ediyor.

IDC’ye göre HP 13,9 million adet bilgisayar sattı. HP’nin kişisel bilgisayar sektöründe pazar payı 15,9 oldu. Lenovo ise 13,8 milyon adet satışla yüzde 15,7’lik bir pazar payına ulaştı.

İlk beş

Uzmanlar, Lenovo’nun son dönemde çok iyi bir performans sergilediğini ve pazar payını daha da artırmasının beklendiğini belirtiyor.

Frost & Sullivan şirketinden Andrew Milroy BBC’ye ‘Lenovo’nun yakaladığı bu ivmeyle dünya liderliğini garantilemesinin kaçınılmaz’ olacağını söyledi.

Gartner şirketine göre Lenovo, dünyanın en büyük beş kişişel bilgisayar üreticisi arasında Amerika’da satışlarını artıran tek şirket oldu.

Gartner’ın verilerine göre, Lenovo ve HP’yi yüzde 10,5 pazar payıyla Dell, yüzde 9,9’la Acer ve yüzde 7,3 ile Asus izliyor.

Toyota, otomatik cam düğmelerindeki sorun nedeniyle dünya genelinde 7,4 milyon aracı geri çağırma kararı aldı.
Geri çağrılan modeller arasında Yaris, Corolla ve Camry de var.
Karar, Avrupa’da 1,39 milyon, Amerika Birleşik Devletleri’nde 2,47 milyon Çin’de de 1,4 milyon aracı kapsıyor.
Türkiye’de ise 2006-2008 yapımı Yaris, Auris, Corolla, Camry ve RAV4 modellerinden 58 bin araç geri çağırıldı.
Türkiye Toyota’dan yapılan açıklamada “Elektrikli cam ana anahtarının üretimi esnasında koruyucu yağın (gres) her noktaya düzenli olarak yayılamaması sebebiyle kontak noktalarında zaman içerisinde aşınmalar meydana gelmekte ve bu aşınmalar takılma veya zaman içerisinde anahtarın çalışmamasına sebebiyet verebilmektedir.” deniliyor.
Türkiye’de kuruma bugüne kadar herhangi bir şikayet ulaşmadığı da belirtilen açıklamaya göre “Toyota, tamamen kontrol amaçlı ve önleyici nitelikte olan bu kampanya için müşterilerini en kısa zamanda yetkili servislerine davet edecek. Yaklaşık 1 saat sürecek olan işlemler ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.”

Son 16 yılın rekoru

Bu, 1996’dan bu yana bir defada en çok aracı kapsayan geri çağırma kararı. Bu tarihte Ford yaklaşık sekiz milyon aracı geri çağırmıştı.
Toyoto cam düğmelerindeki sorun nedeniyle hiç kaza meydana gelmediğini, ölen ya da yaralanan olmadığını duyurdu.
Karar kapsamında Japonya’da 459 bin, Avustralya ve Asya’da 650 bin araç geri çağırılacak. Arabaların geri çağrıldığı bölgeler arasında Orta Doğu ve Kanada’da da bulunuyor.
Cam düğmelerinde sorun olabileceği belirtilen araçlar, 2005-2010 yılları arasında üretilen Yaris, Vios, Corolla, Matrix, Auris, Camry, RAV4, Highlander, Tundra, Sequoia, xB ve xD modellerini kapsıyor.
Toyota’dan yapılan açıklamada, önümüzdeki haftalarda araç sahipleriyle temasa geçilerek araçlarını kontrol için servise götürmelerinin isteneceği belirtildi.
Toyota 2009’da toplam 12 milyon aracı geri çağırmak zorunda kalmıştı. ABD’de para cezaları ödeyen şirketin yönetim kurulu başkanı özür dilemişti.
Paspasların gaz pedalına takılmasından kaynaklanan ve bazı ölümcül kazalara neden olan sorun, şirketi zor durumda bırakmıştı.
Toyota’nın üretimi Japonya’da geçen yılın başlarında yaşanan tsunami felaketi nedeniyle de aksamıştı.
Bu sorunları aşan Toyota yeniden dünyanın en çok otomobil satan şirketi oldu.

Kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s, İspanya’nın kredi notunu düşürdü.
Kuruluş, krizin giderek derinleşmesi ve ülke üzerinde artan baskı nedeniyle, İspanya’nın kredi noturunu BBB+’dan BBB-‘ye düşürdü.
BBB- yatırım yapılamaz ya da “çöp” seviyesinin bir üst seviyesi. Ancak kuruluş, kredi notunun daha da düşürülebileceği konusunda uyarıda bulundu.
İspanya’nın borç oranı oldukça yüksek ve euro bölgesinde işsizliğin en yüksek olduğu yer.
Uzmanlar, harcamalarda yapılan kesintilere ve vergi artırımlarına rağmen, İspanya’nın kurtarma fonuna başvurmak zorunda kalabileceğini söylüyor.
S&P, “düşürülen kredi notunun, yükselen ekonomik ve siyasi baskı nedeniyle İspanya’nın kamu maliyesi üzerindeki riskler ile ilgili görüşlerini yansıttığını” söyledi.
Kuruluş giderek derinleşen resesyonun İspanya’nın politika tercihlerini sınırlandırdığını belirtti.
İspanya hükümeti, geçen ay, kamu sektörü ücretleri ve eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler harcamalarında toplam 13 milyar dolar değerinde kesinti yapacağını açıkladı.
Kemer sıkma önlemleri ülkede büyük protesto gösterilerine neden oldu.
Yapılan kesintilere rağmen, İspanya hükümeti ülkenin gelecek sene toplam borç oranının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 90’ı oranında olacağını söyledi.
İspanya’nın borçlanma maliyeti oldukça yüksek. Uzmanlar bu nedenle ülkenin kurtarma fonuna başvurmak zorunda kalacağını söylüyor.
Ancak İspanya Ekonomi Bakanı Luis de Guindos ülkesinin kurtarma fonuna ihtiyacı olmadığını söylemişti.

Hindistan, dünyada en çok genç nüfusa sahip ülke ve bir zamanlar, üniversiteden mezun olanlar üst düzey işler bulmayı umardı. Fakat şimdi, iş kurslarına binlerce dolar harcadıktan sonra bile birçoğu, bu çetin ekonomik koşullarda iş beklentilerini karşılayamıyor.
Pavan Shanbhog 2010’da güneydeki Hint kenti Bangalore’de orta seviyedeki bir kolejde işletme kursuna katıldığında, iki yıl içinde itibarlı bir firmada yüksek ücretle çalışabileceğini umuyordu.
Kurstan Mart ayında mezun olurken tek bir iş teklifi bile alamadı.
Sonraki dört ay boyunca sayısız iş görüşmesine gitti ve sonunda küçük bir finans hizmetleri firmasına iş analisti olarak girdi.
“İş bulmak için bu kadar çok bekleyeceğimi hiç ummazdım. Sonunda rolümü sevdiğim bir şey buldum ama ücret konusunda ödün vermek zorunda kaldım” diyor Pavan.
Pavan ve sınıf arkadaşlarına yıllık ortalama 7 bin dolar (12 bin 700 lira) ücret teklif ediliyor ki bu sayı geçen yılki mezunların aldığından yaklaşık yüzde 15 daha az.

Sıcak rekabet

Hint İşletme Enstitüleri (IIM) gibi ülkenin en iyi iş okulllarının birinden mezun olsaydı, Pavan’ın durumu daha farklı olabilirdi.
Oradaki öğrenciler genellikle kurslarını bitirmeden önce işe alınıyor, hatta bazıları birden çok iş teklifiyle karşılaşıyor.
Ülkenin bir numarası olan Ahmedabad’daki IIM okulundan bu yıl mezun olanlara önerilen ortalama yıllık ücret 25 bin dolar.
Bu miktar ülkede çok yüksek bir başlangıç ücreti kabul ediliyor ancak yüksek ekonomik büyüme zamanlarında olduğu gibi her yıl büyük oranda artmıyor.
Bu enstitülere girmek için yoğun bir rekabet olduğunu söylemeye gerek yok.
200 binden fazla öğrenci bu yıl, Hindistan’ın en iyi iş okullarından birine kaydolma hakkı için ortak giriş testinde yer alacak. Ama sadece en üstteki yüzde 2’lik kesim bu şansı elde edebilecek.
Bu yüzden Hindastan genelinde öğrenciler teste hazırlanmak için fazladan dersler alıyor.


Hindistan’da işletme eğitimi 15 ila 28 bin dolara mal oluyor ve öğrencilerin çoğu öğrenci harçlarını ödemek için borç alıyor.
Finansal araştırma ajansı CRISIL’in raporuna göre, öğrencilerin eğitim kalitesi konusundaki bilincinin artması, önümüzdeki birkaç yıl içinde bir dizi iş okulunun kapanmasına yol açabilir.

‘İşe yaramaz’ öğrenciler

Sanayi dünyasının içindekiler, sorunun işletme enstitüleriyle sınırlı olmadığını söylüyor. Hindistan’daki yüksek öğrenimde, disiplinler arası eğitimin kalitesinin düşük olduğunu ve iş dünyasının ihtiyaçlarını karşılamadığını savunuyorlar.
“Öğrencilerin tepedeki yüzde 25’i oldukça iyi, sonraki yüzde 25 fena değil ama geriye kalan yüzde 50 işe yaramaz” diyor Hindistan’ın en büyük yazılım firmalarından biri olan Infosys’in eski insan kaynakları şefi Mohandas Pai.
“O çocuklar için üzülüyorum. Ebeveynlerinin harcadığı para için üzülüyorum çünkü bu alt kademe kurumlarda hiçbir şey almıyorlar” diye sürdürüyor sözlerini.
Hindistan’daki bilgi teknolojisi firmalarını temsil eden Nasscom geçen birkaç yılda mezun olan her 4 mühendislik öğrencisinden 3’ünün işsiz olduğunu belirtiyor.
Pai, bunun sebebinin, devlet kontrolündeki müfredatın sanayinin ihtiyaçlarına göre düzenli olarak gözden geçirilmemesi olduğunu söylüyor.
Ona göre, Hindistan’daki en büyük insan kaynakları trajedisi, devlet politikasının yanlışlığı yüzünden yüksek öğrenimde yaşanıyor.
Banglore IIM Direktörü Prof. Pankaj Chandra, öğretmen açığı olduğunu da dile getiriyor: “Hindistan’da öğretmenlik cazip olmaktan çıkarıldı. Profesörlerin maaşları düşük. Akademisyenlere değer verilen bir ekosistem geliştirmeliyiz.”
İş dünyası, gidişatı değiştirmek için devreye girmeye başlıyor. Bazı şirketler kendi okullarını kurup, öğretim üyelerini sanayinin en yeni bilgilerini paylaşarak eğitiyor.
Ama birçok kişiye göre, esas büyük adım devletin eğitim sisteminin özgürce işlemesine izin vermesi olmalı. Böylece Hindistan, geniş genç nüfus oranının yararını görebilir.

Yunanistan yetkilileri Temmuz ayında işsiz sayısının yüzde 25’i aştığı açıkladı. Ülkede işsizlik, Temmuz ayına kadarki 12 ay içinde yüzde 7’den fazla artış kaydetti ve İspanya ile aynı düzeye çıktı.
İşsiz sayısının artmasından beş yıldır süren ekonomik durgunluk sorumlu tutulmakla birlikte, hükümetin uyguladığı kapsamlı kemer sıkma önlemleri, kamu kesiminde ve özel sektörde çok sayıda insanın işsiz kalmasına yol açtı.
Yunan gençler arasında ise, işsizlik oranı yüzde 55’i geçiyor.
Son veriler, ülkede kemer sıkma önlemlerini eleştiren kesime yeni bir tartışma dayanağı veriyor. Bu kesimler Yunanistan’a kredi veren yabancıların benimsediği stratejinin tamamiyle hatalı olduğunu, daha fazla kesinti yapılması taleplerinin ülkeyi kopma noktasına getireceğini ve büyümeyi durduracağını savunuyor.
Dış kurtarma paketini eleştirenler, Yunanistan için kurtarma paketinin ve kemer sıkma önlemlerinin uygulanmaya başladığı 2010 Nisan’ından önce, işsizlik oranının sadece yüzde 11,8 olduğunu hatırlatıyorlar.
Ancak Yunan hükümeti katı tavrını değiştirmiyor ve kamu harcamalarında kesinti yapılmazsa verilen dış yardımların kaybedileceğini ve ülkenin iflasa zorlanacağını, bu durumun da işsiz oranını daha da tırmandıracağını kaydediyor.
Bu arada Uluslararası Para Fonu’nun başkanı Christine Lagarde, Yunanistan’a, hükümet borçlanmasını azaltma konusundaki hedeflerine ulaşması için ek iki yıl daha zaman tanınması gerektiğini bildirdi.

Uluslararası Para Fonu IMF başkanı Christine Lagarde, yardım paketinin hedeflerini yerine getirmesi için Yunanistan’a zaman tanınması çağrılarını destekledi.
BBC’nin Tokyo’da düzenlediği panelde konuşan Lagarde, Yunanistan’a ödemelerinin çoğunu hemen yaptırmaktansa, zaman tanımanın daha iyi olacağını söyledi.
Ancak Yunanistan’ı kurtarma paketine en büyük mali katkıda bulunan Almanya, bu fikri reddetti. Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble “Duyurusunu yaptığımız anlaşmaya uymalıyız” dedi.
Yunanistan, hedeflenen bütçe kesintisini gerçekleştirmek için kredi aldığı ülkelerden iki yıl daha zaman istemişti. Yunanistan’ın kreditörleri arasında, yardım fonu aracılığıyla katkıda bulunan Euro Bölgesi ülkeleri ile İMF bulunuyor.
Lagarde daha fazla zaman tanınması talebini desteklerken Almanya, 130 milyar euroluk yardım paketi verildiğinde Yunanistan’ın kabul ettiği koşulları yerine getirmesini istedi.
Alman Maliye Bakanı, “ekonomik büyümenin devamı açısından yatırımcıların ve tüketicilerin güvenini sağlamanın önemli olduğunu” söyledi.
Bakan, “Duyurusunu yaptığımız anlaşmaya uymalı ve onu adım adım uygulamalıyız” dedi.
Yunanistan, beş yıldır resesyonda olduğunu ve vergi gelirlerinin azaldığı bir dönemde sadece kesintiler yoluyla hedeflerini gerçekleştirmeyi beklemediklerini söyledi.
IMF başkanı Lagarde, Avrupa’da birçok hükümeti düşüren, Atina ve Madrid’de şiddetli protestolara yol açan kemer sıkma tedbirlerine de farklı bir açıdan yaklaştı.
Lagarde, “İnsanlar iş piyasasından uzak kaldığında umudunu yitirir. Bu nedenle ihtiyaç olan yerde mali takviye politikalarını sürdürmek gerektiği gibi, yeni istihdam yaratmak bakımından, büyümeyi de gözetmek gerekir. Bunun hızını iyi dengelemek lazım.” dedi.